Sosyal ve Kültürel Yapı

sosyal-ve-kulturel-yapi

İlçemizin Sosyal ve Kültürel Yapısı

Bayat’ın eğitim ve kültür tarihinde önemli bir olay vardır. Kuruluşundan 19. yy.’a gelinceye kadar Bayat’ta hiç bir eğitim etkinliği görülmez. 19. yy’ın başında her yıl padişah adına Kabe’yi ziyarete giden Sürre Alayı, hac dönüşü Bayat’ta konaklar. Sürre Alayı’nın başimamı ve soyca Ordu’nun Karapınar yöresi Kadıoğulları’ndan olan Müderris Hacı Osman Efendi, burada etkili bir vaaz verir. Bayat’ın bütün ileri gelenleri ve halkı, Hoca’nın kendilerine bırakılması için alay komutanına ricacı giderler. Komutan, Hoca’yı bırakmak istemese de kadın erkek herkes, Alay’ın önüne geçerek, isteklerini gerçekleştirirler. Böylece Müderris Hacı Osman Efendi, Bayat’ta kalır ve bir medrese açar. Medresede yüzlerce öğrenci yetiştirir. Sonradan medreseyi, oğlu Rüştiye Hocası Hacı Hasan Efendi’ye, o da kendi oğlu Hafız Mehmet Efendi’ye bırakır.

Bu arada 19. yy’ın ikinci yarısında Bayat’ta iki ünlü hoca daha kendini gösterir. Birisi Hafız Ali Efendi, öteki Konya Bozkır’dan adı bir olaya karıştığı için Bayat’a gelmiş Hacı Ahmet Efendi’dir. Bu durumda iki ayrı medrese daha açılarak, Bayat’ın kültür ve eğitim yaşamı oldukça gelişir. Ancak, Hacı Hasan Efendi ile Hacı Ali Efendi, Hacı Ahmet Efendi’nin kendi evini de öğrencilerine yaptırmasına karşı çıkarlar. Bu yüzden Hacı Hasan Efendi, medreseyi oğlu Hafız Mehmet Efendi’ye bırakıp Bolvadin, Eskişehir, Karacabey ve Ezine’de Rüştiye öğretmenliği yapmak üzere Bayat’tan ayrılır. Öte yandan, Hacı Osman Efendi’nin girişimleriyle 1834 yılında Mescit Camii, Hacı Arap oğullarından Hacı Hüseyin Ağa’nın yardımlarıyla 1876’da tahta minareli Hacı Arap Camii ve halkın ortak çabalarıyla da 1888’de Mezar Yakası Camii yaptırılmıştır. Ayrıca, Ulu Cami (Çarşı Camii) 1878 ve 1940 tarihlerinde iki kez, öteki camiler de 1953 yılında yöre halkının girişimleriyle ayrı ayrı köklü birer onarım görmüştür.

Nahiyelik örgütü, 1906’da ilkin Han Köyü’ne verilmişken, tüm çevre köylerinin üst makamlara başvuruları üzerine 1907 yılında Bayat’a aktarılmıştır. İlk nahiye müdürü de Ali Efendi adında bir devlet görevlisidir. 1909 yılında belediye örgütü kurulmuş, başkanlığa da Seferoğlu Hüseyin Ağa seçilmiştir. Belediyenin bir yazman, bir de belediye çavuşu olmak üzere iki memurunun bulunduğu, ilk kasa mevcudunun da yedi lira bir kuruş on para olarak saptandığı eldeki kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bu tarihlerde Bayat’a ilçelik emri geldiği halde, kimi ağaların karşı çıkmalarından, ilçe örgütü Emirdağı’na taşınmıştır. 1987 yılında tekrar ilçelik unvanını almıştır.

Toplumsal Yaşam ve Sanat Ürünleri

Bayatlılar’ın yaşamlarında kent uygarlığı öğelerini de, göçerlerin sanat öğelerini de bir arada görmek mümkündür. Orta Asya kuzey kervan yolu üzerinde ve Aral gölünün kuzeybatısında kurulmuş olan, Barçın (ipek) kentinden birtakım anılar taşımaktadırlar. Bayat’ ın bir başka adı da Han Barçın’dır. Bu ada yanlışlıkla «Han-köyü-parçası» karşılığı verilmeye çalışılmıştır. Oysa Han Barçın;

  • İçinde büyük bir han (kervansaray) bulunan Barçın,
  • Oymak beyi olan Han Barçın,
  • Han soyundan gelen Barçın anlamlarına gelmektedir. Ayrıca Orta Asyadaki Pencikent duvar resimleriyle Uygur resimlerinin izlerini taşıyan resim ve süslemeler, eski Bayat evlerinin duvarlarında bulunuyordu.

Bayatlıların evleri taş yapı olup geçit alanı Azerbaycan ve kaynağı Orta Asya’dır. Bununla birlikte Orta Yayla sanat etkinliklerini de taşımaktadır. Atmaca ve Kartal totemine bağlılık her alanda belli bir özellik gösterir. Mezar taşları tümüyle Köktürk (Göktürk) yazıtlarının taşlarını andırır. Yapılarda tuğla yoktur. Eski hamamın kubbesi bile taş örtü idi. Ahşap hatıllı (taş konut mimarisi geleneği Dağistan, Azerbaycan ve Orta Asya’ya uzanır.

İlçenin kuruluşunda Türkistan kökenli kent kuruluşuna uygun fiziksel düzensizlik vardır. İşlevsel nitelikleri daha baskın olan yapıların teknik kompozisyonlarında büyük bir benzerlik ve türdeşlik görülür. Son cemaat yerleri bulunan dört caminin de dış avluları ve eyvanları dar tutulmuştur. Camilerin iç avlularında kavak, söğüt, vişne ve iğde gibi ağaçlar yetiştirilmiştir. Kimi gömüt taşlarında gül ve kavak resimlerine yer verilmiştir. Gömütlüklerin kıyıları duvarlarla çevrilidir.

Bayat’ta taş oymacılığı üstün bir düzeye ulaşmıştır. Mermer,karataş ve kefeke taşı, duvar ve örtü dışında da bol bol kullanılmıştır. Değirmentaşı, merdiven basamakları, dibekler, yuvak taşları, çeşme yalakları, gömüt taşları, eşik taşları, kapı ve pencere alınlıkları, köpek yallıkları, musalla taşları, hatıllar, oluklar, köşe taşları, kuyu bilezikleri (ağızları), yel değirmenleri, haşhaş sürtme taşları, ocak ve baca taşları, suluk (musluk) taşları, kayraklar, bileği taşları, ang (sınır) taşları, kav taşları, yazlık çadır taşları, kağnı, yalkı (iki tekerlekli araba), sabanlar için denge ve süs taşları bu türden yapısal ürünlerdir.

Germiyan Beyliği zamanında yapıldığı sanılan gerizlerin (su kemerleri) başlı basma bir inceleme konusu olacak nitelikte değerleri vardır. Ancak, belediye başkanı iken bir husumet yüzünden Bayat hanının yıktırılarak, taşlarının okul yapısında kullandırılması, Abdurrahman Özel için bağışlanmaz bir tarihsel yanılgı olmuştur.

Bayat’ın mahallelere bölünmesi bir oymağa ve şeyhe bağlılık gösterir. Tepecik mahallesi sakinlerini, ailelerini Baba İshak ayaklanmasından kaçıp kurtulabilenler oluşturur. Büyük mahallede oturanlar Musul ve Kerkük Bayatları’ndan olup kökenleri Aral’ın kuzeyinde kurulmuş Barçın kentine dek uzanır. Aşağı mahallede oturanlar Şam Bayatları ve Dulkadir Oğulları kolundandır. Nitekim soyadı yasasından önce Aşağı Mahallede oturan ailelerin çoğu hep Dullkadir Oğullarından olarak anılırdı.

Ayrıca, eski Uygur dönemlerini anımsatan izlere de rastlıyoruz. «Tutuk» sözcüğü, Uygurlar’da «vali» anlamına gelmekteydi. Bayattaki Tutuk Oğulları soyunun eski Uygurlar’a dek uzanan bir kökeni olduğu düşünülmektedir. Çorum’un Bayat ilçesinden gelip Ankara’nın Solfasıl semtinde yerleşen bir bakkalın, Badaklar soyundan olduğu saptanmıştır. Bayat ilçesindeki Badaklar, Sökmen Oğulları ve Savran Oğulları ailelerinin bu yönden öteki Bayat kollarıyla yakın bağlantılarının olduğu belgelerle kayıt altındadır.

Hacıarap Mahallesi, adını Hacıarap Camii’nde yatan Şeyh Hatun’dan almıştır. Bayat halkı bugünkü bölgeye Anadolu Selçukluları tarafından Uç Türkleri olarak yerleştirilmişlerdir. Nitekim çevrede birer yatır olarak korunan, düşmanla çarpışırken şehit olmuş savaşçı dervişler, özdeş görevi üstlenmiş kişiler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bayat belediye sınırları içersindeki dervişler tümüyle savaşçı dervişlerdir ve çoğunun başuçlarındaki ağaçlar kesilmemiştir. Çalca, Demirli, Eyerli, Beydağı, Hendi Baba, Kümbet, Çultacık, Çoraklık, Abdurrahman Gazi, Sarnıç, Alanlarla, Mekecik, Ahi Yusuf ve Kavak yatırları bu tip dervişlerdir.

Haçlılarca yok edilip bugün yalnızca Selçuklu dönemi köy öreni olarak kalmış Ahalar Köyü, ahîlerce kurulmuş bir yerleşim yeridir. Bayat’ın batı ve güneybatısında yer alan Karacaahmet, Seydiler ve Işıklar köyleri ise yerleşim sürecini tamamlamakla yükümlü, gezici Horasan Erenleri ve Türkmen Gazileri gibi dervişlerin kurdukları köylerdir.

Bayat Evleri

Bayatlıların üç tip evleri vardır:

  • Turluk: Harçsız ve çamursuz kuru taşlarla örülmüş düz damlı ilkel ev, çoban ev
  • Tek Katlı Ev:Üstü yuvalama, dizeme, poyra ve su geçirmez çorakla örtülü taştan yapılı ve duvarları kara sıvayla sıvanmış ev
  • Hanay: İki ve daha çok katlı ev. İçleri tahta süslemeli ve işlemeli, taşla örülmüş ev

Bayat evlerinin fizik bölümleri genellikle şöyledir:

Bordakapı (Anakapı, cümle kapışı), iç avlu, iç avluda ambar,kağnı-yalkı-araba ya da saban yeri, kümes, odunluk; dip bölümde ahır ve samanlık, üst katta sıra sıra ve sokağa bakan odalar, tuvalet, suluk (musluk), ara yerde kiler, ön bölümde sofa (havat, yazlık), kilerden bir koltuk kapısıyla geçilen bulgur, tahıl ve sebze kurutmada kullanılan ahır ya da samanlık damı, sofaya ve odalardan birine kurulmuş sekiler; odalarda yunak (gusulhane), dolaplar,yüklük, raflar, kaplık, ocak ve küçük araç – gereç kovmaya özgü çekçekler. Borda kapının önünde oldukça işlenmiş büyük binit va da dinlenme taşı bulunur. Sefer Oğullarının, Çeteci Arif Bey’in.Çakır- Atacanların, Ergünlerin ve Aksoyların evleriyle; Kabakçıların, Emir Oğullarının, Kör Ömerlerin, Öküzcülerin, Mülazımların, Kara Musaların, Tekkeşinlerin ve Uruf Oğullarının odaları tarihsel nitelik taşıyordu.

Eskiden alanlarda bulgur dibekleri, bir hafta boyunca hayvanlarıyla birlikte konuk ağırlanan köy, semt (mahalle) ve bey odaları vardı. Kamu görevlilerinin ağırlandığı köy odaları muhtarlar,bey odaları ağalar, semt ya da mahalle odalarını da o semtin aileleri sırayla ortak olarak işletirlerdi. Ekonomik zorunluluklar ve yeni teknikler dolayısıyla şimdi onlar tarihe karıştı. Yaz aylarında kitlesel olarak yaylaya çıkma geleneği de uzun vıllardır hoşlanmış durumdadır.

Demircilik sanatı ve tarım araçları yapımında Bayat ilçesi öteden beri kendine yeterli bir düzeyde sayılır. Özellikle eski bir göçebe yaratımı olan dokumacılık alanında Bayat kadınları ve kızları, sanat değeri yüksek pek çok ürünler vermektedirler. Bu konudaki terimlerin zenginliği de dokuma sanatının epeyce uzun bir geçmişe sahip olduğunu belgelemekledir. Yaygılar: Alık (hayvan örtüşü), çul, pala, zili ve kilimden oluşur. Istarlar (ağır yaygılar): Seccade, saçaklı (püsküllü lıalı) ve işlentili halıdır. Dokuma ürünlerinden olan günlük gereksinim araç ve gereçleri de şunlardır:

Tahıl kapları (denk, seklem, çuval, harar), heybe, torba, çorap, tutağaç, kaşıklık, iğnelik, ellik (eldiven), kazbaz (kız çocukları ve bayanlar için unluk), pala yastık, döşek, öğencek (kadın unluğu) ipağacı (dokuma tezgahı), kirkit, eriş, argaç, erpeden (bükülmemiş ip) vb.

El dokuması yayla çadırlarının ise alaçığ, obaçadırı ve topçadır olmak üzere üç tipi vardır. Halı, kilim ve seccadelerin renk ve desen inceliği her yünden göz doyurucudur. Boya için eskiden kök boyalar kullanılırken son yıllarda kimyasal boyalar kullanılmaya başlanmıştır. Istarların desenleri daha çok geometriktir. Geçmişte Haliz Mehmet Hoca (ölümü : 1917) ile Afyonlu Mustafa Hoca (ölümü : 1919), hat (yazı) sanatında ve yazma kitap süslemeciliğinde epeyce ürünler vermişlerdir.

Süs araçları olarak, genç kız ve kadınlar kırklık (lakı), gümüş kemer, gümüş başlık ve göğüslük takarak gümüş işleme sanatının gelişimine de hizmet etmişlerdir.