Tarihçe

tarihce

Oğuzların 24 boyundan biri olan Bayat Boyu Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat (1203) döneminde bazı uç beyliklerin Afyon yöresine atanması ile başlar. İlk yerleşimleri eski köy olarak bilinen yerden bugünkü yerleşim alanına gelip yerleştikleri bilinmektedir. Ayrıca Osmanlı döneminde hac yolunun bir konaklama yeri olduğu bilinmektedir.

1116 yılında Bizanslılarla Selçuklular arasında cereyan eden bir savaşta. Büyük Sultan ordusunu güneydeki dağın yamacına. Emir Mengücek de ordusunu kuzeydeki dağın yamacına yerleştirmiş, işte bu durum üzerine sultanın çekildiği dağa Sultandağı, Emir’in çekildiği dağa da Emirdağı denilmiştir. Sultan Mesut bu mücadelelerden sonra zamanını bu yerlerin iskanına ayırmıştır (1147-1157). Bayat ilçesi Oğuz Türklerinin Bayat boyu tarafından 1147’de bugünkü yerinde. Bayat Çayının kenarında kurulmuştur. Barçınlı ve Han Barçın adlarıyla da anılan Bayat ilçesi İstanbul-Bağdat kervan yolu üzerinde olduğundan Bizans ve Osmanlı dönemlerinde önemli bir konaklama yeri olmuştur.

Bayat’ın belediye oluşu 1907, ilçe oluşu ise 04.07.1987 gün ve 19507 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 3392 sayılı kanunla kurulmuştur. İlçemiz, Afyon- Ankara karayolu üzerinde İl merkezine 46 km uzaklıktadır. 1987 yılında ilçe olmuştur. İlk Kaymakam 1988 yılında atanmıştır.

Bayat sözcüğünün anlamı, her ne kadar günümüzde, tazeliğini kaybetmiş, eskimiş anlamlarında kullanılsa da, tarihi anlamı tamamen farklıdır. Bunu anlamak için Oğuz Kağan Destanı’nı okumak gerekir.

Oğuz Kağan Destanı

Destan kahramanı Oğuz Kağan (Oğuz Han) Büyük Hun Hakanı Mete (Mao-tu M.0.210-175)’dir. Destana göre Mete Han iki kere evlenmiş. Birinci eşi gökten bir ışık içinde inmiş, bu eşinden Gün, Ay ve Yıldız, adında üç oğlu olmuştur. İkinci eşini ise bir adanın ortasındaki ulu bir ağacın içinde bulmuş ve onunla evlenmiştir. Bu eşinden de Gök, Dağ ve Deniz adında üç oğlu olmuş. Mete Han gökler tanrısının kutsal kızı ve yerler tanrısının kutsal kızı ile evlenerek, gökyüzüne ve yeryüzüne egemen olmayı amaçlayan tanrısal bir sahipliği simgeler. Bunun içinde Oğuz Han kendini dünya kağanı ilan eder. Oğuz Kağan;

“Ben sizlere oldum kağan,
Alalım elimize kılıç ile kalkan.

Gökyüzü çadırımız,
Güneş ise bayrağımız olsun.”

diyerek dört yana yayılmak amacıyla büyük bir imparatorluk kurar. Kendisi yaşlanınca büyük bir kurultay oluşturur ve imparatorluğu oğulları arasında paylaştırır. Ülkeyi sağ ve sol olmak üzere iki kola ayırır. Sağ kolu Bozoklar olarak birinci eşinden olan oğulları Gün, Ay ve Yıldız’a sol kulu da Üçoklar adıyla ikinci eşinden olan oğulları Gök, Dağ ve Deniz’e verir. Bu altı oğlundan da dörder torunu olmuş ve böylece Oğuz Han’dan 24 Türk boyu türemiş olur.

İşte bu 24 Türk boyundan birinin adıdır, BAYAT. Asalet sırasına göre Osmanlıların mensup olduğu Kayı boyundan sonra ikinci sırayı alır. Şemada Boy isimlerinin anlamı, sembolü, damgası belirtilmiştir. Buna göre Bayat’ın anlamı Devletlü ve nimeti bol anlamında kullanılırken günümüzde şimdiki anlamda kullanılmaya başlamıştır. Çok eskiyi çağrışım yaptırmak, çok eskilerden gelen bir soy olduğunu belirtmek için. Bayat sözcüğünün diğer bazı anlamları şunlardır:

“Bay at adın birle başlarım” şeklinde besmele çekilirmiş. Anlamı, Tanrı adıyla başlarım demektir.

  • Bayat: Zengin, büyük, ünlü ve nimeti bol
  • Bayat: Devletli (Sahib-ül Devle)
  • Bayat: Düşmana karşı yapılan gece akınları

anlamlarında kullanılıyordu. Bayat Beyi divanda Oğuz Han’ın sağ yanında oturur, cephede askerin sağ kolunu yönetirdi.

Bayat Sınırları İçinde Hüküm Sürmüş Medeniyetler

Bayat sınırları içerisinde çeşitli medeniyetler gelmiş geçmiş, o zamanki kavimlerde şimdikiler gibi kıt kanaat geçinebilen kavimlermiş. Böyle olduğu bıraktıktan izlerden belli. Fakat halkımız buraları birer define yeri olarak bilmiş,bir sürü hikayeler uydurarak kazık,kazık kazmışlar.Şu günlerde kazı işleri devam ediyor sayılır. Bayat İlçesi sınırları içerisinde, gelmiş ve geçmiş kavimler tarih sırasına göre şöyle sıralanabilir.

Bayat milattan önce 2000-750 tarihlerinde Hitit (Etiler) egemenliği altındadır. Mal Kazığı, Darı yeri, Asarcık,Kavak ve Belencik gibi Hüyükler Hititler zamanından kalmadır. Mal Kazığı hüyüğünde 1954 yılında Afyon ve İlçelerinden 17 kişinin baş vuruşu üzerine bir kazı gerçekleştirilmiştir. Hikayeye göre bir geyik derisi üzerindeki haritada belirtildiğine göre; iç içe üç mağara birinci ve ikinci mağaraları geçilebilirse, üçüncü mağaradaki 7 kazan altına ulaşılır. Kazı için gerekli izin alındı ve Milli Eğitim ve Maliye Bakanlıklarından birer kişi ile Jandarma’nın iştirakiyle kazı başlamıştır. Kazmalı kürekli 100 kişi çalışmış ve kazıyı yaptıranlar pür dikkat kazmaların vurulduğu yerleri izllemişlerdir. Kemer şeklinde 3-5 taş sıralı halde çıkınca düdük çalmış ve kazıcı ameleler kazı yerinden uzaklaştırılarak kazı yaptıranlar kendileri kazmaya başlıyorlardı. Bu şekilde 10 gün devam edildikten sonra hiçbir belirti bulunamamıştır. Bu Höyük (Mal Kazığı) seksenli yıllarda bu sefer bir gecede iş makineleri ile kazılmış ama herhangi bir şeyin çıktığı duyulmamıştır.

M.Ö. 750-620 Hititlerin egemenliğine Frigler tarafından son verilmiştir. Friglerin Kralı Midas Bayat’ın batısında bulunan İnpazarcık’ta Midaum kentini kurmuştur. İnpazarcık Bayat’a 7 km uzaklıkta mağaralardan oluşan eski bir yerleşim yeridir. Burası seksenli yılların sonlarında korumaya alınmıştır. Yine Frigler zamanında Bayat’ın kuzey tarafında Karaağaç Ovası denilen yerde Abostom adında bir şehir kurulmuş, son yıllarda burası da koruma altına alınmıştır.

M.Ö. 620-546 tarihlerinde Lidya dönemi başlamış ve bu dönemde Anadolu’yu bir uçtan bir uca bağlayan Kral Yolu (Köklü yol) geliştirilmiştür. Bu yol Çukurkuyu Köyünün yakınlarındadır. Yakın zamana kadar kaldırım taşları durmaktaydı. Ayrıca bu dönemde Gömü Kasabası yakınlarında Amariyom şehri kurulmuştur. Bu şehir daha sonraları Bizanslılar döneminde İstanbul’u almak için sefer düzenleyen Halife Mutaım tarafından yerle bir edilmiştir.

M.Ö. 546-334 bu yöreye Persler hükmetmişlerdir.

M.Ö. 334-30 Helenistik çağdır. Bu Çağda Kalaneos kenti ile Abalar (Ahiler) yerleşim yerleri kurulmuştur. Kalaneos Derbent yolu üzerinde Elicek mevkiindedir. 1950’li yıllarda buradan mermer heykelcikler ve çok muntazam işlenmiş süslü mermer kırıkları bulunmuştur. Bu kırık mermerlerden bazıları şimdiki Kilim Atölyesi önündedir. Burası da koruma altındadır. Ahalar yerleşim yeri de Afyon Yolu üzerinde Abalar mevkiindedir. Burada da buranın kurucusu Ahi Yusuf adında bir dedenin mezarı vardır. Bu dede şenliği çok sevdiği için eskiden hıdrellez şenlikleri burada yapılır, yağmur duasına buraya gidilirdi.

M Ö. 30 – M.S. 395 Romalıların hüküm sürdüğü bir devirdir. Bayatın batı tarafında Bayat’a 5 Km. uzaklıktaki Asar Kale bu dönemde kurulmuştur. Asar Kalenin tam zirvesinde kemerli yapılar, su sarnıçları, çok muntazam işlenmiş mağaralar vardır. Kalenin tepesi surlarla çevrilmiş idi. Kalenin tam güney doğu tarafındaki büyük bir kaya kütlesi muntazam bir şekilde tesfiye edilerek Koltukta oturan Meryem ananın resmi vardı bu resmin boyaları belli belirsiz hala durmaktadır. İsa Peygamberin dinini yaymakla görevi Hıristiyan din adamlarından Sen Paul (Aziz Pol) Şuhum’taki Sinada’lı yahudilerin şerrinden kaçarak Asar Kaleye sığınmış sonradan Efes’e gitmiştir.

Bayat İlçesi’nin Tarihçesi

Bayatlar’ın Sirsuyu (Sirderya, İnci, Seyhun) çevresinde yaşadıklarını, bugünkü Bayat ilçesi belediye sınırları içerisinde geçen Manasır ve Tekesir adlı otlaklar çağrıştırmaktadır. Oğuz ve Türkmen toplulukları arasında 11. yy’da Aral gölüne dökülen Seyhun nehrinin yukarı kesimlerindeki Yenikent, Cend ve Sugnak Kentleri dolaylarında yaşamışlardır.

İlçenin ikinci adı olan, Barçınlı – Nevai Barçın – Hanbarçın (Hanipek) gibi sözcükler, yukarı Seyhun ve Ceyhun nehirlerinin yakın bir bölgede kurulmuş olup 13. yy’da Moğollarca yerle bir edilen Barçınlıkent ve Barçkent’ten kopma olduğunu da açıkça göstermektedir. O dönemde Orta Asya’da, ünlü üç Çin ipek yolu vardır.

  • 1. Kuzey Yolu: Gobi-Hami-Talaş-Hazar Denizi kuzeyi
  • 2. İran Yolu: Semerkant-Buhara-Hazar güneyi
  • 3. Hindistan Yolu: Hoten-Yarkcnt-Pamir-Hindistan

İşte, Barçın – Derya (Barçın Çayı) kıyısında kurulan Barçınlıkent, bu ipek yollarından kuzey yolu üzerinde bulunuyordu. Kentteki Kök-Kesene (Mavi çinili ve kümbetli köşk) ile Barçın su kanalı ve ipek (barçın) yetiştiriciliğinin bir zamanlar burada yüksek bir uygarlığın egemen olduğunu da kanıtlamaktadır. Ayrıca, Bayat boyundan yoğun bir kolun Büyük Selçuklu prensleri Tuğrul ve Çağrı zamanında aşağı Seyhun bölgesine inerek Barçkent’e, daha sonraları kalabalık Türkmen boylarıyla birlikte İran’daki Girdkuh -Bayat kalesi çevresine yerleştikleri, oradan da Kutalmış Oğlu Süleyman’a bağlı kitleler halinde Anadolu’ya geçtikleri anlaşılmaktadır.

Ancak, Selçuklularla birlikte batıya göç eden Bayatlılardan bir kol, İbrahim Yınal’a bağlı kalarak Alevilik, Tuğrul’a bağlı olan öteki kol da Sünnilik inançlarım benimsemişlerdir. Bu arada bir bölük Bayatlılar da; Avşar, Beğdili ve Yıva gibi Türkmen kollarıyla birlikte, göç ettikleri bölgelerde azınlıkta kaldıkları için Arap, Fars ve Memlükler arasında eriyip gitmişlerdir.

Prof. Dr. Fuat Köprülü’ye göre; 11-12. yüzyılın ilk yarısında Selçuklu imparatorluğu Anadolu’yu iskan ederken, büyük ve güçlü aşiretleri birçok parçalara ayırarak, birbirinden uzak alanlara sevketmek yoluyla başkaldırma olasılığım ortadan kaldırma ve aşiret dayanışmasını kırarak ulusal bir oluşum yolu açmak istemişlerdir.

Özellikle Oğuz Türkleri’nin Kınık, Avşar, Bayındır, Salur, Bayat, Çepni vb. gibi şubeleri öyledir.» denilmektedir. Bu politikaya uygun olarak, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesut Bayat boyundan bir bölük Türkmeni 1147 yılında bugünkü Bayat ilçesinin bulunduğu çevreye yerleştirmiştir. Dalla önce Babalılar kırımından kurtulup kaçabilen bir bölük alevi Bayat topluluğu da 1140 yılında Ankara-Polatlı doğrultusundan gelip bir süre Kızıl İn ve Kara İn’de eyleşmişlerdir. I. Mesut’un yerleştirdiği topluluk da ilkin Yukarıköy’e yerleşmiş; sonradan her iki Bayatlı topluluğu birleşip 1150 yılı dolayında bugünkü Bayat Çayı’nın kıyısında yurt tutmuşlardır.

Bugünkü Bayat ilçesinin yerleşme yeri, Suriye kervan yolu üzerinde bulunduğu için geçmiş dönemlerde gerek Bizanslılar, gerekse Osmanlılar zamanında uzun Hac Yolunun bir konaklama yeri olarak ün kazanmıştır. Bizanslılar dönemindeki Hac yolu, Konstantiniy-Dorileom (Eskişehir)-Santabaris (Bayat – Çukurkuyu Koyunun kuzey kıyısındaki Ören) – Amorium (Gömü köyü batısı) Polibotom (Bolvadin)-Filomdiom (Akşehir)-Konya ve Kudüs’e uzanıyordu. Osmanlılar dönemindeki Hac yolu (Sürre Alayı Yolu) ise İstanbul-Eskişehir-Seyitgazi-Bayat-Bolvadin-Akşehir-Konya ve oradan da Suriye’ye geçerek Mekke’ye ulaşıyordu.

Selçuklular döneminde sınır boylarına uç güçleri olarak, hep Türkmen toplulukları yerleştiriliyordu. Bunlar, Hıristiyan ülkelerine gaza yapmak amacıyla bir araya gelmiş Oğuz kökenli gazi topluluklardı. Uçlarda yer alırken de genellikle tek bir boy ve oymaktan değil, değişik uruklardan oluşuyorlardı. Nitekim Selçuk Sultanı I. Alaaddin Keykubat (1216-1236), Osmanlılar’ın atası Ertuğrul Gazi’yi, Afyon – Bayat yöresindc uçbeyi olarak atadığında (1230), o topluluğun arasında Kayılar, Hanlılar (Kanglılar) ve Bayatlılar bir arada bulunuyorlardı. Bu konuda son tarihsel araştırmalar bize, Osmanlı devleti kurucularınm gömüt taşlarıvla Bursa’nın önemli dinsel yapılarındaki Bayat damgalarının, o devletin kuruluşunda Bayat boyunun ne denli büyük rolü olduğunu göstermektedir.

Ayrıca, Bursa’nın alınması sırasında (1326), büyük bir Bayatlı topluluğunun savaşçı olarak Osmanlılara katıldıkları ve kent alındıktan sonra da orada yerleştikleri hep yaşlılarca bugüne değin söylenegelmektedir. Germiyan Beyliği’nin Afyon’a egemen olduğu sırada, Karahisarı Devletini başkent yapan Germiyan Beyi Süleyman Şalı (1361-1386) zamanında, Danyeri’nden Bayat’a birtakım gerizler (sukemerleri) yaptırılarak, içme suyu getirilmiştir. Amasya Sancak Beyi iken Hacca giden Şehzade Beyazit, 1481’de babası Fatih Sultan Mehmet’in ölümü üzerine, hac dönüşü Halep-Konya-Bolvadin-Bayat-Eskişehir yolunu izleyerek İstanbul’a ulaşmış ve padişah olmuştur. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim ve ordusu, Çaldıran savaşına giderken 14 Mayıs 1514 günü Bayat’ta konaklamışlardır.Bu bilgiyi, Padişahın yakın hizmetinde bulunan Haydar Çelebi’nin, Çaldıran Savaşını ve yolculuklarını günlük notlar halinde konu edinen «Haydar Çelebi Ruznamesi»nden öğreniyoruz. Osmanlı ordusu Çaldıran savaşına giderken 21 Mart 1514’te Edirne’den hareket ediyor, 20 Nisan 1514’te İstanbul’u geçerek, 10 Mayıs 1514’te Eskişehir ovasına geliyor. Oradan hareket eden ordu, 14 Mayıs 1514 günü Bayat’a gelip konaklamıştır.

Yazar, bu olayı yapıtında şöyle belirtmektedir:

14 Mayıs 1514, Pazar: Bayat konağına gelindi. Bir silahtarın hizmetçisi beylik arpayı yağma ettiği için, ağası ile beraber idam edildi. Çavuşbaşı Lütfi Bey azledilip, yerine Sağ Kol Ulufecileri Ağası, sancak beyi tayin edildi.

15 Mayıs 1514, Pazartesi: Germiyan (Kütahya) vilayeti, Bolvadin kasabası tabilerinden Deşlu Karyesi (Dişli Köyü) konağına gelindi. Burası Söğütlüdere yakınında idi.
Salı : 16 Mayıs 1514 Karit yakınında Kuruçay Selami Aleyh Pınarı konağına konuldu. Bolvadin köprüsü geçilirken çok zahmet çekildi.

Dönüş yolu Afyonkarahisar üzerinden yapılan Çaldıran Savaşı,tam dört yıl sürmüştür. Kanuni Sultan Süleyman batıda ve doğuda birçok savaşlara katılarak, epeyce yorgun düşmüştü. Yasal açıdan veliahtlığa ise Şehzade Mustafa adaydı. Ne var ki, Kanunî Süleyman’ın üzerinde eşi Hurrem Sultan’ın büyük bir etkisi vardı. Veliahtlığa, Türk anadan olan Mustafa yerine, Şehzade Beyazıt’tan sonra kendi oğlu Selim’in tahta geçmesini istiyordu. Bu amaçla Hürrem Sultan, damadı ve sadrazam olan Hırvat kökenli Rüstem Paşayla gizlice anlaşıp birtakım dolantılar çevirerek üvey oğlu Mustafa’yı ortadan kaldırmayı düşünüyordu. Sadrazam Rüstem Paşa, Hürrem Sultan’ın dileğini gerçekleştirmek için doğu olaylarını neden göstererek, Padişah’a Nahçivan Savaşı’na katılmayı kabul ettirdi.

Daha önce küçük bir birlikle yola çıkan Sadrazam Rüstem Paşa, Kanuni Süleyman’a Şehzade Mustafa için kışkırtıcı nitelikte bir çok mektuplar gönderdi. Sonunda tüm hazırlıklarım tamamlayan ordu, 8 Eylül 1553’te İstanbul’dan harekete geçti. Bursa-Yenişehir-Eskişehir-Seyitgazi ve Bayat üzerinden Bolvadin’e geldi. Daha Yenişehir’de iken Şehzade Beyazıt, Bolvadin’de Selim, Akşehir ya da Konya Ereğlisi yakınında da Amasya valisi Şehzade Mustafa, babalarına katıldılar. Ne yazık ki Kanunî Süleyman, Sadrazam Rüstem Paşa’nın karalamalarına kapılacak, kendisine savgısını sunmak üzere gelen öz çocuğu yiğit ve yetenekli Mustafa’yı gözleri önünde boğdurdu. Böylece bu olayla Osmanlı tarihine kanlı bir sayfa daha eklenmiş oldu.

1630 yılında önemli bir konaklama yeri olan Bayat’a, Vezir-i zam ve Serdar-ı Ekrem Husrev Paşa, çevre köylerin öşürleriyle bir han, bir hamam bir cami yaptırmıştır.Bu konuya deygin Vakıflar Genel Müdürlüğünün arşivinde şu kayıtlar vardır: “Karahisar-ı Sahip sancağına bağlı Hanbarçenlü köylerinin öşürlerinden Barçınlü Kazasında Ulukilise Korkuthanı, han, hamam, Cami’i Şerif yapıldı. Hicri 1040 (1630) Husrev Paşa, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi Defter No: 747, Sayfa: 449, Sıra: 299”. Yazık ki bu sadrazam, IV. Murat tarafından iktidar çekişmelerinde başkaldırıcılara önderlik yaptı diye Tokat’ta idam edilmiştir,

IV. Murat (1623-1640) tahta çıktığı zaman Anadolu II. Osman’ın kan davası yüzünden iyiden iyiye karışmış bulunuyordu. Bu fırsattan yararlanan İran hükümdarı Şah Abbas, 1624 yılında Bağdat üzerine yürüyüp kenti ele geçirdi. Çok sert önlemlerle önce durumunu sağlamlaştıran IV. Murat, 1638’de Bağdat’a sefer düzenleyip Bağdat’ı geri aldı. İşte, Nisan 1638’de yolculuğuna çıkılan bu savaş ordusunun Bayat’tan geçtiği, kimliği belli olmayan bir yazarın yazmış olduğu, «Dördüncü Murat’ın Bağdat Seferi Menzilnamesi (Bağdat Seferi Harb Jurnali)» adlı yapıtta belirtilmiştir.

Yapıtın Bayat’la ilgili bölümü şöyledir:

«Menzil-i Bayat… der yevm-üs-sebt (Cumartesi günü): 4. Hüsrev Paşa Han’ından bu menzile (konaklama yerine) gelince dört saatlik yoldur, cümle (her yer) ağaçlıkdur amma muzayaka (darlık, sıkışıklık) yoktur, menzili de bir hoşçadur.» Buradan Bolvadin’e geçilmiştir.

«Menzil-i Bolvadin… der yevm-ül ahad (Pazar günü): 7. Bayat’tan bu menzile gelince yedi saatlik voldur, tarıykı sehildür (yolu kolaydır) ve düzdür. Bolvadin geçilüb su kenarında köprü başında nüzul olındı”(eyleşildi), Bu menzilde Anadolu Beylerbeğisi Vardar Ali Paşa eyaleti (askeri) ile Hünkarı selamladılar. Bu menzilde Hekimbaşı Emin Efendi’nin Mihaliç’de arpalık naibi olan Efendi katlolundu.»

Yapıtta belirtildiğine göre o dönemde Bavat’ın dört yanı ormanlık, konaklama yeri olarak da çok hoş bir belde imiş’.

Gene ünlü gezgin Evliya Çelebi (1611-1682), Üsküdar’dan 18 Eylül 1643’te Şam’a giderken Bayat’tan geçmiştir. Seyahatname adlı yapıtında Bayat için şu kaydı düşer: «Buradan kalkıp mamur köyler içinden giderek sekiz saatte Bayat durağına, oradan da beş saatte Bolvadin kasabasasına geldik.»

Katip Çelebi (1609-1698), Cihan-Nüma adlı vapıtında Bayat hakkında şu bilgileri vermiştir: «Barçunlu (Bayat), Bolvadin, Çay,Çölabad (Haydarlı), Sincanlı, Şuhut. Sandıklı, Karamık. Oynaş (Künbet – Yapıldak) Karahisar-ı Sahip dar-ül mülk imarettir. (Afyonkarahisar’a bağlı merkez kasabalardır).» Bu kayda göre Bayat, Afyon’un o zaman ki dokuz kasabasının en başında anılmakladır. Ayrıca, Karahisar-ı Devlet bir sancak (serleşkerlik) iken bölgede on kadılık bulunuyordu. Bu kadılardan birisi de Bayat’ta oturuyordu. Sancağa bağlı kadılıklar şunlardır: Karahisar, Şuhut, Karamuk, Çay, Barçınlı (Bayat), Oynaş (Yapıldak), Sincanlı, Çölabat (Haydarlı) kadılıkları. Aynı örgüt Osmanlılar döneminde de hep süregelmiştir.

Bayat’la İlgli Bazı Notlar:

Bursa’nın alınması sırasında (1326) büyük bir Bayat’ lı topluluğu Osmanlılara katıldıkları, Bursa alındıktan sonra da oralarda yerleştikleri,yakın zamana kadar söylenmekte idi.

İlk içme suyu, Karahisarı Devleti’ni başkent yapan Germiyan beyi Süleyman Şah (1361-1386) zamanında hala yıkıntıları duran gerizlerle yayladan getirilmiştir.

Hacda iken Babası Fatih Sultan Mehmet’in vefatım duyan Şehzade Beyazıt 1481 yılında haç dönüşü Halep-Konya-Bolvadin-Bayat-Eskişehir yolundan İstanbul’a giderek padişah olmuştur.

Yavuz Sultan Selim Çaldıran Savaşı’na giderken 14 Mayıs 1481 tarihinde Bayat’ta konaklamıştır.

Bayat 1630 yılında Barçınlu adı ile kaza imiş. O yıllarda Veziri Azam Serdarı Ekrem Hüsrev Paşa tarafından; Han, Hamam, Cami yaptırılmıştır. 1940’lı yıllarda Hüsrev Paşa Hanı Bayat’ın ortasındaki parkın batı tarafında yıkıntı olarak duruyordu. Gene o yıllarda yapılan hamam yeni mahallede bir kişinin zilliyetinde olarak durmaktadır. Çarşı Camii de o yıllarda yapılan camidir.

Müftülük stesinin olduğu yer ve hemen yanındaki şimdi hayvan pazarı olarak kullanılan yer o zamanların mezarlığı imiş. Bu mezarlığın bir kısınma (şimdi müftülük sitesinin olduğu yere) Kuran kursu binası yapılmış diğer tarananda temizlenmiş, yalnız orta yerindeki bir mezara dokunulmamış. Kitabesi şimdi Kilim atölyesi önünde muhafaza edilen bu mezar Sürra emini Behzadzade Mustafa Ağa’nın mezarı olduğu anlaşılmaktadır.

4. Murat (1623-1640) Bağdat seferine giderken Bayat’ta konaklamıştır.

Katip Çelebi’nin (1609-1698) Cihannüma adlı eserinde Afyon Karahisar’a bağlı kasabaların adlan şöyle sıralanmıştır:

  • 1. Barçunlu (Bayat)
  • 2. Bolvadin
  • 3. Çay
  • 4. Çölabad (Haydarlı)
  • 5. Sincanlı
  • 6. Şuhut
  • 7. Sandıklı
  • 8. Karamık
  • 9. Oynaş (Kümbet-Yapıldak)

Bu yıllarda, ayrıca Karahisarı Devleti bir sancak (serleşkerlik) iken bölgede bugünkü mahkemelerin görevini yapan on kadılık bulunuyordu ve bu on kadıdan biri de Bayat’ta oturuyordu.

kaymakamlik-binasi

Kaymakamlık Binası Tarihçesi

Binanın kesin yapım tarihi bilinmemekle birlikte 1905-1912 yılları arasında Ermeni ustalara inşa ettirilerek Nahiye Müdürlüğünün ve Belediye teşkilatının kullanımına açıldığı anlaşılmaktadır. Binanın yapıldığı yıllarda aynı mimari özelliklerde Bolvadin Akçeşme İlkokulu, Topaklı Boğazı’nda Karakol, Çay’da Kurtuluş İlkokulu, Emirdağ’da İnkılap İlkokulu yapılmıştır. Bina Kurtuluş Savaşı sırasında Afyonkarahisar ve havalisi Kuvayi Milliye Komutanı Yarbay Arif bey tarafından karargah olarak kullanılmıştır. Kurtuluş Savaşı sonrası bina zaman zaman İlkokul binası, zaman zaman da mahkeme binası olarak kullanılmıştır. Bayatın 1987 yılında ilçe olması nedeniyle mevcut bina kaymakamlık hizmet binası olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Binanın iki katlı olduğu, mimarı özelliği gereği birinci kat ve ikinci kat iç merdivenlerinin ve pencerelerinin ahşaptan olduğu, çatısının düz bir zemin şeklinde inşaa edildiği; binanın 1948 yılında yandığı bunun sonucunda; 1950 yılında yapılan tadilatla birinci ve ikinci kat taban ve merdivenlerinin betona dönüştürüldüğü, çatının orijinal halinden uzaklaştırılarak bugünkü haline getirildiği bilinmektedir.

2001 yılında binada yapılan tadilatla alt ve üst katın tabanı fayans kaplama ile döşenmiş, ahşap pencereleri orijinaline uygun PVC pencerelerle değiştirilmiş, dış cephedeki beyaz taş duvarlar bakımı yapıldıktan sonra dış cephe koruma sıvasıyla güçlendirilmiş ve sıva üstü cephe boyası yapılmıştır.Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğünün 5.01.2005 tarih ve 220 nolu kararı ile son dönem Osmanlı yapısı Hükümet Binasının gerekli kültür varlığı olarak tescilinin uygun olduğuna, koruma grubunun 1.Grup olarak belirlenmesine, mevcut pencere PVC doğramalarının dönem özelliklerine uygun olarak ahşap doğrama ile yenilenmesi, çürüyen taş sövelerin değiştirilmesi onarımlarının aslına uygun malzeme ve detayla yapılması, boyanmış taş yüzeylerin boyalarının temizlenmesi, dış merdiven basamaklarının andezitle kaplanmasına karar verilmiş olup, karar gereği aynı yıl bina restore edilerek kısmen eski orijinal haline dönüştürülmüştür.